Dolaşım sistemi, damarlar, kalp, kalp hastalıkları

RSS Feeds

Dolaşım sistemi, damarlar, kalp, kalp hastalıkları



Kalp Damar

Kalp

Damar

Aort

Damar sertliği

Hipertansiyon, Yüksek tansiyon

Hipotansiyon, Düşük tansiyon

Kalp krizi

Kalp yetmezliği

Taşikardi

Çarpıntı





Damar

damar sertliği

Vücuttaki kan damarlarının bir kısmının veya tamamının sertleşmesi
sonucu, esnekliklerini keybetmesine; halk arasında damar kireçlenmesi
tıp dilinde ise Arterio Skleroz veya Atheremo denir. Nedeni, kan
damarlarının iç kısımlardaki hücrelerin esnekliğini kaybedip,
zayıflaması veya kandaki yağlı maddelerin birikinti yaparak, damarı
darlaştırmasıdır. Belirtileri baş dönmesi, baş ağrısı, titreme,
yürürken sendeleme, düşünme ve öğrenme gücünde zayıflama, sinirlilik
veya damarın sertleştiği bölgelerde ağrılar görülür. İlk belirtiler
görüldüğünde önlem alınacak olursa, korkulacak bir şey yoktur. Hastanın
neşe ve cesaretini kaybetmemesi ve doktorun tavsiyelerini yerine
getirmesi iyileşmede atılacak ilk önemli adımdır. damar sertliği
teşhisi konan kimse, perhiz yapmalı, alkol ve sigara gibi keyif verici
maddeleri bırakmalı, yumurta, tereyağı ve benzeri yiyecekleri terk
etmeli, tuzu da azaltmalıdır. Ayak damarlarında meydana gelebilecek
herhangi bir hastalığı önlemek için de dar ayakkabı giymekten
kaçınmalıdır.





Kalp

kalp ağrısı kalp üzerinde hissedilen ağrıya tıp dilinde prekardiyal
ağrı denir. kalp ağrısı nefes darlığı ve şok ile görülürse; enfarktüs
krizinden şüphe edilir. Bu gibi durumlarda hastayı fazla hareket
ettirmemek, istirahat etmesini sağlamak ve doktora başvurmak gerekir.
Kalbin ön kısmında devamlı olarak ağrı varsa; nedeni psikolojik
olabilir.





kalp hastalıkları

Düzensiz bir hayat, yorgunluk, sinir bozuluğu, şiddetli romatizma veya
doğuştan meydana gelen kalp hastalıklarında; daha geniş bir ifadeyle
bütün kalp hastalıklarında aşağıdaki maddelere dikkat etmek gerekir.
Sinirlenmeyin. Sigarayı bırakın. Şişmanlamamaya ve kilonuzu muhafaza
etmeye çalışın. Fazla yorucu işler yapmayın. Uyku ve dinlenmenizi ihmal
etmeyin. Koşmayın, acele etmeyin. Her gün bir öncekinden daha iyi
olduğunuza inanın. Kabız olmamaya dikkat edin. Çürük dişleriniz varsa,
tedavi ettirin. Fazla miktarda yağlı sığır veya koyun eti, sütlü şeyler
yemeyin. Konserve, pastırma, salam, peynir, turşu, balık ve çikolata
gibi şeyleri mümkün olduğunca azaltın. Yemeklere tuz koymayın.
Yemeklerinizi mısırözü, ayçiçeği veya haşhaşyağı ile hazırlayın. Bol
bol taze sebze ve meyve yiyin. Bol bol yoğurt yiyin.



kalp romatizması Romatizma, iyi tedavi edilmeyecek olursa; kalbin
içindeki kapakçıklara yerleşir. Bu kapakçıklardan; en fazla mitral
kapakçık etkilenir ve daralıp, sertleşir, büzülür. Daha çok kadınlarda
görülen kalp romatizması sonucu ortaya çıkan hastalığa mitral darlığı
veya mitral stenoz denir. Hastada nefes darlığı, kuru öksürük, sık sık
soğuk alma, morarma, el ve ayaklarda üşüme ve yorgunluk görülür.
Tedavinin ilk şartı üzülmemek, her gün bir öncekki günden daha iyi
olduğuna inanmak ve doktorun tavsiyelerine uymaktır.





kalp yetmezliği

Kalbin sağ, sol veya her iki karıncığının; içindeki kanı, her vuruşunda
muntazaman boşaltamaması şeklinde ortaya çıkar. Üç şekilde görülür. Sol
kalp Yetmezliği : Hastada nefes darlığı ve kuru öksürük vardır.
Geceleri daha zor nefes alır. Çarpıntı, baygınlık ve terleme
görülebilir. Buna kalp astımı adı verilir. Nedeni; aort veya mitral
kapaklarının hastalanması veya koroner rahatsızlığıdır. Sağ kalp
Yetmezliği : Hastanın ayak ve ayak bilekleri şişer. Buralara, parmakla
bastırılınca bir süre çukur kalır. El, ayak ve yüzde morarmalar;
hazımsızlık ve iştahsızlık görülür. Nedeni, mitral kapağı hastalığı,
müzmin bronşit veya doğuştan olan kalp hastalığıdır. Kaonjestij kalp
Hastalığı : Sağ ve sol kalp yetersizliği bir arada olduğu zaman
görülür. Nedeni aort veya mitral kapaklarının hastalanması, müzmin
bronşit veya akciğer hastalıkları, romatizma ve tiroid hastalıklarıdır.
Aşağıdaki tavsiyelere uymak gerekir: Sigara içmeyin. Yemeklere fazla
tuz koymayın. Uykularınızı ihmal etmeyin. İstirahat edin ama devamlı
olarak yatmayın. Sinirlenmeyin, üzülmeyin, her şeyi kendinize dert
etmeyin.



normal kalp atışları 0 - 1 yaşları arasında; dakikada 120-140 1 - 3
yaşları arasında; dakikada 90-120 3 - 7 yaşları arasında; dakikada 90-
100 7 - 20 yaşları arasında; dakikada 80 - 90 20 yaşından sonra;
dakikada 60-80 arasında değişir. Her yaş grubunda; normal atışın 1
fazlası; kalbin hızlı attığını gösterir. Kalbin atışları, göğüsten,
köprücük kemiği üzerindeki nabızdan veya el bileğinin dış kısmında,
kemikle kiriş arasındaki yerden sayılabilir. Taşikardi; her zaman kalp
hastalığının belirtisi değildir. Çünkü koşmak, sindirilmesi güç şeyler
yemek, heyecanlanmak, sigara, içki, çay, kahve içmek, zehirlenmek, bazı
ilaçlar ve kadınların aybaşı halleri taşikardiye neden olabilir. Bu
çeşit taşikardi, nedenin ortadan kalkmasıyla geçer. Ancak kalp
hastalıkları, böbrek hastalıkları, ateşli hastalıklar ve zehirlenmeler
de taşikardi yapar. Bu nedenle, doktora başvurmak gerekir.



aorta

kalpten çıkan, vücudun en büyük damarı, kalpten çıktıktan sonraki
kavisli bölümüne arcus aorta, göğüs kafesi içersinde seyreden kısmına
torasik aorta ve karın içersinde seyreden bölümüne de abdominal aorta
denir.



Dolaşım sistemi



Yetişkin bir insanın dolaşım sistemi, mavi damarlar toplardamarları, kırmızılar ise atardamarları gösteriyor.

Bir dolaşım sistemi (veya kardiyovasküler sistem) maddelerin vücuttaki
dolaşımını sağlayan organ sistemidir. Ayrıca, vücut sıcaklığını ve
pH`yi dengelemeye yardımcı olur. İki tip dolaşım sistemi vardır: açık
dolaşım sistemleri ve kapalı dolaşım sistemleri. Hiç dolaşım sistemine
sahip olmayan canlılar da mevcuttur.



Konu başlıkları



• 1 Dolaşım sisteminin olmaması

• 2 Açık dolaşım sistemi

• 3 Kapalı dolaşım sistemi

• 4 Hastalıkları ve sağlığı

• 5 Dolaşım sisteminin keşfi, tarihçe

• 6 Göz At

• 7 Dış bağlantılar

• 8 Kaynakça ve notlar







Dolaşım sisteminin olmaması

Dolaşım sistemine sahip olmayan canlılara örnek olarak yassı solucan
(Platyhelminthes filumu) verilebilir. Bu canlının vücut boşluğunda
herhangi bir kaplayıcı tabaka veya sıvı bulunmamaktadır. Sindirim
sistemine açılan bir ağıza sahiptirler. Sindirim sistemi birçok dala
ayrılır ve solucan yassı olduğu için sindirilmiş maddeler yassı
solucanın tüm hücrelerine difüzyon ile geçebilir. Oksijen sudan yassı
solucanın hücrelerine difüze olabilir. Böylece her hücre gerekli besin,
su ve oksijene, bir dolaşım sistemi olmaksızın, kavuşur.



Açık dolaşım sistemi

Bu tip dolaşım sistemi yumuşakçalar ve artropodlar gibi omurgasızların
büyük bir kısmında görülür. Bu canlılarda hemosöl olarak adlandırılan
vücut boşluklarında dolaşım sıvısı organları doğrudan sarar (yıkar) ve
kan (dolaşım sıvısı) ile interstisyel sıvı (doku sıvısı) arasında
ayrışma yoktur. Bu birleşik sıvıya hemolenf denir. Hayvan hareket
ederken oluşan kas hareketleri hemolenf hareketini sağlar fakat sıvı
akışının bir bölümden diğerine olacak şekilde yönlendirilmesi
kısıtlıdır. Kalp gevşediğinde kan açık gözenekler (por) aracılığıyla
kalbe döner.

Hemolenf vücudun içini (hemosöl) tamamen kapsar ve tüm hücreleri sarar.
Hemolenf su, inorganik tuzlar ve organik bileşiklerden oluşur. Birincil
oksijen taşıyıcı molekül ise hemosiyanindir.

Ayrıca, hemosit olarak adlandırılan hücreler vardır ki bunlar
hemolenfte bağımsız bir şekilde gezer ve antropod bağışıklık sisteminde
rol alırlar.



Kapalı dolaşım sistemi



Dolaşım sisteminin ana bileşenleri kalp, kan ve kan damarlarıdır.

Tüm omurgalıların ve halkalı solucanlar (Annelida filumu) ile
kafadanbacaklıların (Cephalopoda sınıfı) dolaşım sistemleri kapalıdır;
yani kan, kan damarlarından oluşan sistemden çıkmaz - bu damarlar
sisteminin içinde dolaşır. Kan damarları arter (atardamar), kılcal
damar (kapiler) ve venlerden (toplardamar) oluşur. Arterler
oksijenlenmiş kanı dokulara taşırken, venler oksijenlenmemiş kanı geri
kalbe taşır. Kan arterlerden venlere kılcal damarlar yoluyla geçer ki
kılcal damarlar en ince ve en çok sayıdaki kan damarlarıdır.



Kapalı dolaşım sistemlerinde, açık dolaşım sistemlerine oranla, kanın
dağıtımı üzerinde daha fazla kontrol vardır ve kan çok daha yüksek bir
basınca sahip olabilir. Kan damarları genişleyerek (vazodilasyon) veya
daralarak (vazokonstriksiyon) kanın gerekli bölgelere yönlendirilmesini
sağlayabilir. Örneğin, yoğun egzersiz sırasında kan bağırsaklardan, o
anda yoğun bir şekilde besin ve oksijene ihtiyaç duyan iskelet
kaslarına yönlendirilebilir.



Memelilerin dolaşım sistemlerinde kan bir tam dolaşımda kalpten iki kez
geçer. Pulmoner dolaşım yani küçük dolaşım, kanı kalp ile akciğer
arasında taşır; sistemik dolaşım yani büyük dolaşım da kanı kalp ile
vücudun diğer bölümleri arasında taşır.



Balıkların dolaşım sistemlerinde ise kan bir tam dolaşımda kalpten bir
kez geçer. Kan kalpten solungaçlara pompalanır ve sonra doğrudan
vücudun kalanına akar. Kan solungaçları terk ettikten sonra basıncı
büyük oranda düşer; bu nedenle, memelerin dolaşım sistemine oranla,
hayatî organlara kan akışı hem daha yavaş hem de daha az basınçlıdır.
Bu tip bir dolaşım sistemi memelilere uygun değildir, zira bu kadar
düşük basınçta böbrekler etkili biçimde çalışamaz.



Hastalıkları ve sağlığı

Bu konuda detaylı bilgi için Kardiyovasküler hastalıklar sayfasına bakınız.



Dolaşım sisteminin keşfi, tarihçe



M.Ö. 4. yüzyılda, kalbin kapakçıkları Hippokrat okuluna bağlı bir hekim
tarafından keşfedilmiştir. Fakat, kapakçıkların görevi o dönemlerde
anlaşılamamıştır. Ölümden sonra, kan venlerde (toplardamar)
toplandığından, arterler (atardamar) boş görünür. Bu nedenle antik
anatomistler bu damarların hava ile dolu olduğunu düşünmüş ve bu
damarların hava dağıtma görevine sahip olduğu kanısına varmışlardı.

Herofilus venler ile arterleri ayırsa da, nabzın doğrudan arterlerin
bir özelliği olduğu düşünmüştür. Ersistratus yaşam sırasında
kesildiklerinde arterlerin kanadığını gözlemlemiştir. Buradan da
arterlerden kaçan (çıkan) havanın yerini kanın, venler ile arterler
arasındaki küçük damarlar aracılığıyla, doldurduğunu düşünmüştür.
Böylece kan akışını ters olarak düşünse de, ilk kez kılcal damar
fikrini ortaya atmıştır.

M.S. 2. yüzyılda Yunan hekim Galen kan damarlarının kan taşıdığını
bilmekteydi ve venöz (koyu kırmızı) ve arteriyel (açık kırmızı ve daha
duru) kanı tanımlamış, görevlerinin farklı ve ayrı olduğunu
belirtmişti. Büyüme ve enerji, karaciğerde kilüsten oluştuğuna inandığı
venöz kanın özellikleriyken, arteriyel kan kalpten gelmekteydi ve hava
içerdiği için canlılık vermekteydi. Kan oluştuğu
(yaratıldığı/üretildiği) yerlerden vücudun tüm bölümlerine akar ve
buralarda tüketilirdi. Kalbe veya karaciğere giden kanın geri dönüşü
yoktu. Kalp kanı pompalamadığı gibi, kalbin hareketi diyastol sırasında
kanı emmekteydi ve kan arterlerin (kendi) nabızları sayesinde hareket
etmekteydi. Ayrıca, Galen arteriyel kanın, venöz kanın sol karıncıktan
sağa `gözenekler` yardımıyla geçmesi ve havanın da akciğerlerden
pulmoner arter yoluyla kalbin sol tarafına geçmesi sonucu oluştuğunu
düşünmekteydi. Arteriyel kan oluştuğu sırada `isli` (duman rengi)
buharların oluştuğunu ve bunların yine pulmoner arter yardımıyla,
dışarı verilmesi için, akciğerlere geçtiğini de düşünmüştür.



İbn Nefis, 1242`de, insan vücudundaki kan dolaşımını doğru biçimde
tanımlayan ilk kişidir. Anatomik bilgisi doğrultusunda el-Nefis
pulmoner dolaşım konusunda şöyle bir çıkarım da bulunmuştur:



"... kanın kalbin sağ odasından sol odasına varması gerekmektedir,
fakat bu ikisi arasında doğrudan bir geçiş (yolu) bulunmamaktadır.
Kalbin kalın septumu delikli olmadığı gibi, bazılarının düşündüğü gibi
görünür gözenekler veya Galen`in düşündüğü gibi görünmeyen gözenekler
içermez. Kan kalbin sağ odasından vena arteriosa (pulmoner arter)
aracılığıyla akciğerlere akar, maddelerine dağılır, hava ile karışır ve
arteria venosadan (pulmoner ven) geçerek, kalbin sol odasına ulaşır..."


Bunun dışında kalbin ihtiyaç duyduğu oksijen ve besinleri koroner
arterler yoluyla aldığı yönünde bir önerme de ortaya atmıştır.

1552`de ise Michael Servetus aynı tanımı yaptı ve Realdo Colombo da
bunu kanıtladı. Yine de tüm bu sonuçlar genel olarak yaygın biçimde
kabul edilmemişti.



Sonunda, Hieronymus Fabricius`un öğrencilerinden biri olan William
Haryvey bazı deneylerden sonra 1628`de insan dolaşım sistemini
keşfettiğini duyurdu ve bu konuda etkili bir kitap (Exercitatio
Anatomica de Motu Cordis et Sanguinis in Animalibus) yayımladı. Bu
çalışma zamanla tıp dünyasına doğru anlayışı kabul ettirdi. Harvey
arterler ile venleri bağlayan kılcal damar sistemini tanımlayamamıştı;
bunlar daha sonra Marcello Malpighi tarafından tanımlanmıştır.





Dolaşım Sistemi

Dolaşım sistemi, canlılığın devamı için gerekli olan oksijenin kalp,
damarlar ve kan aracılığı ile vücudun her yerine ulaşmasını sağlar.



Kan, işlevini yaparken damarlar aracılığı ile en uzaktaki hücrelere
bile ulaşır. Kanın damar içerisinde sürekli bir şekilde akışı için
gerekli olan itici güç dolaşım sisteminin merkezi olan kalp sayesinde
sağlanır.



Kalp

Dolaşım sisteminin merkezi olup homeostazın sağlanabilmesi için gerekli
olan kanı damarlar aracılığı ile tüm vücuda pompalar. Göğüs boşluğunun
merkezinde, iki akciğer arasında yer alır ve sternuma (göğüs kemiği)
göre 2/3 solda, 1/3 sağda bulunur.

Kalp ters çevrilmiş bir koni şeklindedir. Apeks denilen tepe kısmı aşağıda, basis denen taban kısmı ise yukardadır.



Kalbi saran zar tabakasına perikard adı verilir. Kalp duvarı üç tabakadan meydana gelmiştir.

Epikard, yağla çevrili, kan damarlarının bulunduğu parlak ve kırmızımsı görülen en dış tabakasıdır.

Miyokard (kalp kası), kalbin pompa gibi çalışmasını sağlayan kas tabakasıdır.

Endokard, kalp boşluklarını ve kapakçıklarını saran, ince epitel tabakasından oluşmuş en iç tabakadır.



Yaklaşık olarak kişinin yumruğu büyüklüğünde, içi boş, kastan oluşan
bir organ olan kalp, septum denilen bir duvarla ortadan sağ ve sol
olarak önce ikiye ayrılmıştır. Bunlar da tekrar üst ve alt olmak üzere
ikiye bölünmüştür.Yani kalp toplam dört odacıktan oluşur.

Üst odacıklara atrium (kulakçık), alt odacıklara ventrikül (karıncık)
adı verilir. Atrium ve ventriküller birer kapakla birbirinden
ayrılırlar. Bu kalp kapakçıklarına atrioventriküler kapaklar adı
verilir.

Sağ atrium ve sağ ventrikülü birbirinden ayıran kapağa triküspit, sol
atrium ve sol ventrikülü birbirinden ayıran kapağa biküspid ya da
mitral kapak adı verilir.



Kalbin sağ tarafı her zaman kirli kan, sol tarafı ise temiz kan taşır.



Sağ kulakçık akciğerler haricinde diğer tüm organ, doku ve yapılardan
gelen kanın toplandığı yerdir. Kanı getiren büyük toplardamarlar vena
cava inferior ve vena cava superiordür. Buradaki kan triküspid kapaktan
geçerek sağ karıncığa geçer.



Kirli kan sağ karıncıktan pulmoner arter ile akciğerlere temizlenmek üzere pompalanır.

Sol kulakçıkta ise pulmoner venlerin getirdiği temiz kan bulunur.
Buradan kan sol karıncığa geçer ve mitral kapak kapanarak kanın
karıncıktan geri gelmesi engellenir.

Sol karıncık ise temiz kanı ana atardamar olan aort aracılığı ile tüm vücuda pompalar.

Kanın temizlenmesi

Vücuttan dönen kirli kan sağ atriuma, sağ atriumdan sağ ventriküle
geçer, sağ ventrikülden de temizlenmek üzere pulmoner arterlerle
akciğerlere taşınır. Akciğerlere ulaşan kan CO2 - O2 değişiminden sonra
pulmoner venler vasıtası ile vücuda pompalanmak üzere sol atriuma,
oradan sol ventriküle geri taşınır, sol ventrikülden de aorta vasıtası
ile vücuda dağıtılır. Atrium ile ventrikül arasındaki akışlar, geri
dönüşe izin vermeyen kapaklar tarafından kontrol edilmektedir. Kanın
geri dönüşünü önleyen bu sistemler sayesinde dolaşım sistemi tek yönde
hareket ederek normal akışını sürdürür.



Kalbin kan ihtiyacı

Kalp, vücudun en fazla çalışan organıdır. Canlılığın devamı için
sürekli olarak çalışması gereken kalp kasının görevini yerine
getirebilmesi için enerji ihtiyacının karşılaması gerekir. Kalp
beyinden sonra en fazla enerji gereksinmesi olan organdır. Kalp tüm
vücuda pompaladığı kanın yaklaşık % 10’unu kendi enerji ihtiyacını
karşılamak için kullanır.



Ana atardamar olan aortdan çıkan ve kalbi besleyen taç şeklindeki
damarlara koroner arterler denir. Aortun başlangıcından sağ ve sol
olmak üzere iki koroner arter çıkar.



Kalp ritmi

Kalbin tüm vücuda iletebilmesi için kanı basınçla fırlatması ve pompa
gibi çalışması gerekir. Bunun için kalp kasları belli bir düzen
içerisinde çalışarak kalp ile damarlar arasındaki akışı sağlar. Kalp
odacıklarının kasılmasına (sistol) ve gevşemesine (diastol) bağlı
olarak basınç değişiklikleri ortaya çıkar.



Kan damarları

Dolaşım sisteminin merkezi kalp olmasına rağmen, tüm vücut hücreleriyle kanın irtibatını damarlar sağlar.

Vücutta arterler, venler ve kapiller olmak üzere 3 tip damar mevcuttur.



1- Arterler (Atardamarlar): Kalpten pompalanan kanın tüm vücut
hücrelerine taşınmasını sağlarlar. Sadece pulmoner arter dışında bütün
arterler temiz kan taşır. Geniş arterler kalbe yakındır, kalpten
uzaklaştıkça daralırlar ve daha da küçük olan arteriollere ayrılırlar.
Arterioller arterlere nazaran daha fazla düz kas hücreleri içerirler.
Bu sayede daha kolay daralıp genişlerler. Temiz kanın bulunduğu sol
ventrikülden çıkıp, yukarıya doğru yükselen ana atar damar aort olarak
adlandırılır. Kalbi besleyen arterler buradan ayrılır.



2- Venler (Toplardamarlar): Venler, küçük venlerin (venül)
birleşmesinden oluşur. Vücuttaki kirli kanın kalbe getirilmesini
sağlarlar. Yüzeysel venler özellikle vücudun yüzeyine yakın yerlerden
toplanan kanın bulunduğu alanlar olan kol ve bacaklarda bulunur.

Venlerin çoğu kirli kan taşır. Bazı pulmoner venler temiz kan
taşıyabilirler. Çapı 1 mm’den büyük olan venlerde genellikle tek yönlü
seminular biküspit kapaklar bulunur. Bu kapaklar kanın venlerde tek
yönlü ilerleyişini sağlar geri dönüşünü engellerler. Kapaklı venler,
özellikle yerçekimine karşı koymak için bacaklarda bol bulunur.



3- Kapilerler: Arteriollerin yaptığı dallanmalardır. Vücudun en küçük
fakat en fazla bulunan damarlarıdır. Kapilerler, arteriol ve venöz
sistemleri birbirine bağlayan ağlar oluştururlar. Kapilaer damarlar
genellikle bir hücre kalınlığındadır.

Kan dolaşımı

Kan dolaşımı pulmoner dolaşım ve sistematik dolaşım olmak üzere ikiye ayrılır.



Pulmoner Dolaşım (küçük dolaşım): Kirli kanın akciğerlere götürülerek
karbondioksitin uzaklaştırıldığı ve oksijence zenginleştirildiği ve
temizlenen bu kanın vücuda dağıtılmak üzere kalbe getirildiği
dolaşımdır.



Kalp ile akciğer arasında gerçekleşen bu işlem yaklaşık 8 saniye sürer.

Sistemik dolaşım (büyük dolaşım): Temiz kanın tüm hücre ve dokulara
götürüldüğü ve kirli kanın geri getirildiği kan dolaşımıdır. Kalp ile
vücut arasında gerçekleşen bu dolaşım 25-30 saniye kadar sürer. Bu
dolaşıma büyük dolaşım da denir.





Kan

Yetişkin bir insan vücudunda ortalama 5-7 lt kan bulunur. Kan vücut
için gerekli olan hayati maddelerin taşınmasını sağlar.Kanın
fonksiyonları şöyle sıralanabilir

• Oksijen, karbondioksit, besin maddeleri, hormonlar ve metabolik atıkları taşır.

• Vücudun elektrolit bileşimini ve ph dengesini ayarlar.

• Yaralanan veya hasar gören damarlardan kan kaybını pıhtılaşma mekanizması ile önler.

• Toksin ve patojenlere karşı koruyuculuk sağlar.

• Vücut ısısı dengesini ayarlar.



Kanın yapısı

Kan, hücrelerden ve “plazma “ adı verilen bir sıvıdan oluşmuştur.
Plazmanın büyük kısmını (%90) su oluşturur. Bu sayede hücrelerin su
ihtiyacını karşılar. Plazmanın % 7’sini proteinler oluşturur.





Plazmada en çok bulunan proteinler; albumin, globülin ve fibrinojenlerdir..

Albuminler, kan hacmini ve basıncını ayarlayan su tutulmasını
desteklerler. Ayrıca hormon ve daha bir çok maddeyi bağlayarak plazmada
taşınmasına yardımcı olurlar.

Fibrinojen kanın pıhtılaşması için şart olan bir proteindir.

Globülinler alfa, beta ve gama olarak üç sınıfta incelenirler.
Bunlardan alfa ve beta globülinler karaciğer tarafından yapılıp, kanda
lipidler ile yağda eriyen vitaminleri taşırlar. Gama globülinler ise
immunoglobülinlerdir.



Kan Hücreleri

Hücreler eritrositler (kırmızı kan hücreleri), lökositler (beyaz kan
hücreleri) ve trombositlerdir. Hücrelerin % 99’undan fazlasını
eritrositler oluşturur. Eritrositler kanın oksijen taşıyan
hücreleridir.Lökositler vücudu enfeksiyonlara ve kansere karşı koruyan
hücrelerdir. Trombositler ise kanın pıhtılaşmasında görev alırlar.



Eritrositler (alyuvarlar, kırmızı kan hücreleri)

Kandaki hücrelerin % 99’undan fazlasını eritrositler oluşturur. Eritrositler disk şeklindedir, çapları 7-8 mikrometre kadardır.

Eritrosit zarlarında % 33 oranda bulunan hemoglobin, kanda oksijen
taşıyan proteindir. Oksijenin yaklaşık % 99’u hemoglobin ile taşınır,
geri kalan % 1’lik kısım ise kanda çözünmüş olarak taşınır. Hemoglobin
eritrositlerin pembe boyanmasından sorumludur . Oksijenleşmiş
hemoglobin kırmızı renklidir.

Eritrositler kemik iliğinde yapılırlar. Gebeliğin son ayına kadar
eritrosit yapımı karaciğerde gerçekleşir. Gebeliğin son ayından 5
yaşına kadar tüm kemiklerin kemik iliğinde üretilir. ilerleyen yaşlarda
hayatın sonuna kadar azalan oranlarda eritrosit yapımı vertebralar,
kostalar ve sternumda yapılır.



Lökositler (akyuvarlar, beyaz kan hücreleri)

Vücuda giren mikroorganizmalara karşı koruyucu özellikte olan hücrelerdir. Protein sen¤¤¤leyebilirler.

Lökositler granulositler ve agranulositler olmak üzere iki grupta incelenir.

Granulositler : Sitoplazmalarında granüllerin bulunduğu lökositlerdir.
Kemoterapiden sonra geçici olarak sayıları azalır. Aşırı azalmalarda
infeksiyon hastalığına bağlı ateş görülür.







• Nötrofil : Mikroorganizmaları ya da yabancı maddeleri fagositozla yok
ederler. Sitoplazmalarındaki granüller, mikroorganizmaları sindiren
enzimlere sahiptirler.

• Eozinofil : Allerjik reaksiyonlar da rol alırlar ve parazitik
infeksiyonlara karşı koruma sağlayan hücrelerdir. KML’de kan ve kemik
iliğinde artar.

• Bazofil: Lökositlerin içinde miktar olarak en az bulunan tiptir.
Belirli allerjik reaksiyonlara katılan beyaz küre hücrelerinden biri.
KML’de bu hücreler kan ve kemik iliğinde artar.

Agranulositler: Sitoplazmalarında sadece birkaç lizozom granülü bulunur.

• Monosit : En büyük kan hücresidir. Monositler kemik iliğinden sonra
geçtikleri dolaşım sisteminde kısa süre kalıp sonra dokulara geçerek
doku makrofajlarına dönüşürler. Makrofajlar kendilerinden büyük
yapıları sindirebilme özelliğine sahiptirler.

• Lenfosit : T ve B hücreleri olmak üzere iki farklı tipi vardır. B
lenfositler kemik iliğinde oluşurlar ve lenfoid dokularda toplanırlar.
T lenfositler timusta aktifleşir. T ve B lenfositler vücudun savunma
sistemini oluştururlar. Bu hücreler bakteri, virüs, doku ve kimyasal
yıkıntıları yok ederler.



• Trombositler







Trombositler, kanın pıhtılaşmasında önemli göreve sahip olup, çok
sayıda granül içeren renksiz hücre parçalarıdır. Megakaryosit denilen
kemik iliğinin büyük hücrelerinin parçalarından oluşur. Ortalama 10 gün
kadar yaşarlar. Ömrü dolan trombositler dalak ve karaciğerdeki
makrofajlar tarafından yok edilir. Her gün yaklaşık 200 milyon
trombosit üretilir.

Trombositler birbirine ve bağ dokusu ipliği olan kollajene bağlanarak pıhtı oluşumunda rol oynarlar.

Kanın pıhtılaşması

Homeostazın bozulmamasını sağlamak için, kan kaybının engellenmesi ve kanın pıhtılaşması gerekir.



Herhangi bir şekilde damar kesilirse, damar duvarlarında bulunan düz
kasların kasılmasıyla kan akışı yavaşlamaya başlar. Endotelial
hücrelerin membranları yapışkan bir yapı kazanır.

Plateletler (kan pıhtıları) bu yapışkan yüzeylere ve kollajen ipliklere
tutunmaya başlarlar, sayıları artar ve kümeleşmeye bağlı olarak tıkaç
oluştururlar. Son aşamada, kanda çözünmüş halde dolaşan fibrinojenin
(pıhtılaşma faktörü) fibrin ipliklerine dönüşmesi ve platelet
tıkaçlarının üstünü örtmesidir.





Kanın pıhtılaşması için gerekli olan 12 tane pıhtılaşma faktöründen
biri hariç hepsi proteindir. Bu faktörler kanın içinden ya da dışından
olabilir.b

Kalsiyum iyonları pıhtılaşma mekanizmasının yaklaşık tüm basamaklarında rol oynar.

K vitamini de pıhtılaşma mekanizmasında çok önemlidir.

Kan basıncı (tansiyon)

Kanın damar duvarına yaptığı basınca tansiyon denir. Kan basıncı
değerleri, kişinin dolaşım sistemi hakkında önemli bilgiler verir.

Kan basıncı, sistolik ve diyastolik olmak üzere 2 rakam ile ölçülür.
Sistolik kan basıncı kalbin atımı, diyastolik kan basıncı atımları
arasındaki gevşemeyi gösterir.



Normal bir erişkinde olması gereken kan basıncı değerler sistolik
basınç 120 mmHg, diastolik basınç ise 80 mmHg şeklinde olmalıdır.Normal
kan basıncı, sistolik kan basıncının 130 mmHg, diyastolik kan
basıncının 85 mmHg’dan düşük olması olup, kan basıncı ölçümlerinin
ortalamasının 140/90 mmHg’nın üzerinde olması yüksek kan basıncı ya da
diğer adıyla hipertansiyon olarak isimlendirilir.




İçerik Araçları
Hikayenin Kategorisi :  Sağlığımız ve Hastalık Çeşitler
Hikayenin Etiketi :  Dolaşım  sistemi,  damarlar,  kalp,  kalp  hastalıkları
Okunma Sayısı :  1733
Hikayenin Açıklaması :  Dolaşım sistemi, damarlar, kalp, kalp hastalıkları

Benzer İçeriklerMeyvelerin faydaları
ahududu Kanı temizler, vücutta biriken zehirli maddelerin atılmasını sağlar. Terletir ve idrar .....devamı için tıklayın

Makromantar nedir?
    Makromantar nedir?(MakroFungus, makromiset, yüksek mant.....devamı için tıklayın

TÜRKİYE'DE ÖZÜRLÜLERİN ULAŞABİLİRLİĞİNDEKİ SORUNLAR
Yalnızca standart gereksinimlere göre biçimlenmiş fiziksel çevreler sağlıklı kentsel çevr.....devamı için tıklayın

çocuk hastalıkları -korunma yolları-aşıları
Difteri Difteri, salya ve tük&uu.....devamı için tıklayın

Suyun Faydaları
İranlı hekim Batmanghelidj, suyun hastalıklara iyi geldiğini, insanı iyileştirdiğini hapishanede bir şans eseri &ou.....devamı için tıklayın

http://www.sihirlikuyu.net