YUKARI ÇANLI KÖYÜ YAYLASI-IŞIKDAĞI
  Tarihi Kırkpınar Pehlivanımız Mürşit ERDOĞAN (1947 yılında Kızılcahamam Yukarı Çanlı Köyünde doğdu. 1961 yılında Ankaragücü Spor Kulübüne girdi. 1962`te 67 kiloda ankara 1.si oldu. 1966 yılında Antalya`da 75 kiloda Türkiye Karakucak 1.si oldu. 1982 yılında Tarihi Kırkpınar`daküçükorta büyük boy 3.sü oldu. Geleneksel Işık Dağı,Aluç Dağı,Seyhamamı Antalya-Elmalı, Gerede,Kızılcahamam gibi festivalllerinde başpehlivanlık güreşleri yaptı. 1985 yılında güreşi bıraktı. Yukarı Çanlı Köyünde ikamet etmekte olup evli ve 4 çocuğu vardır...)
 Köyümüzn yetiştirdiği gurumuz nam-ı değer DELİ HASAN(Hasan BOZKURT) Pehlivanımız
 HAMZA DOĞAN
 HAMZA DOĞAN
KÖYÜMÜZ
 YERLEŞİM YERİ Ankara’nın Kızıcahamam eski adı Yabanabat ilçesine bağlı YUKARI ÇANLI dır. İlçeye 28km. İl’e106km.uzaklığında ve 1200 rakım yükseltidedir 1950 ‘li yıllarda Ankara -Çankırı’ya bağlı Çerkeş ilçesi bağlantı yolu köy içerisinden geçmekte olduğundan ulaşım karayolu iledir. Köy içerisinden çevrede bulunan bazı köylerin bağlantı yolları geçmektedir. Köyün Doğu yönününde 2015metre yüksekliğinde olan Işık Dağı bulunmaktadır.Dağın arka tarafı Çerkeş ilçesine bağlı komşu köyler ile sınır olduğundan, Haritada Ankara’nın Çankırı il sınırını belirleyen son yerleşim yeridir. Batı yönünde yeralan Kürcü(Beşkonak) Köyü - Güvem- Kızılcahaman- Ankara istikametidir. Güney yönünde yeralan Salın(Çatalan);Güneydoğu yönünde yeralan Eyberler(Belpınar) köyleri ile sınır komşudur. Kuzey yönünde yeralan Kasımlar ve Hıdırlar köyleri sınır komşu olup Bolu- Gerede istikametidir. Kuzeybatı yönünde yeralan Kiseköy, ile sınır komşusudur. Kuzeydoğu yönü ormanlarla kaplı olup, Karabük istikametidir. Türklerin genel yaşam tarzı olan göçerlik yerleşik düzende de yer almış ve yaz aylarında yaylalara taşınma ve konaklama geleneğini oluşturmuştur. Bu uygulama bizim de yaşantımızdır. Işık Dağı’nın başlangıç eteğinin Kuzeybatı tarafında yer alan düzlükte bulunan yaylamız, geçmişte tarla açmak için yapılan yangınlar, orman bakanlığının uzun yıllardır yasal olan ancak gelecek düşünmeden plansız ve özensiz yaptırdığı ormanı seyrekleştirme ve gençleştirme çalışmaları sırasında kötü niyetlilere büyük rant sağlayan kaçak ağaç kesimleri, çevrede yerleşik halkın yakacak dahil yaptığı bütün zararlı ağaç kesimleri ile 15 yıl önce başlayan ve her yıl gelenekleştirilen Ankara Büyükşehir Belediyesince organize edilen on binlerce kişinin katıldığı piknikler ve hafta sonları piknik için gelen araçlı insanların vermiş olduğu tahribattan geriye kalan sarı çam ormanları ile kaplıdır. Bu ormanlarda son 75 yıldır yangın olmaması Ankara – Çankırı sınırını belirleyen sıralı orman varlığını yaşatmıştır. Ancak milli park yapılmayan korumasız ormanlık alanların her metrekaresini halk yığınlarının şuursuzca kullanmaları sonucunda oluşacak zararın çok büyük olacağı şimdiden görülmektedir Yayla da bulunan eski evlerin tamamı yıkılmış olup Hayvan besleyen kişilere ait 5 tane yeni yapılmış doğaya uyumsuz evler bulunmaktadır.Eski evler 35-40m2 büyüklüğünde altta ahır (Dam) üstte bulunan tek odadan ibarettir. Yapımları alt kat taş üst kat ağaçtan veya tamamı taştandır. İki yana saçaklı çatıya örtü olarak Kalas (mertek) kullanılmıştır. Yontulan blok taşlardan 150cm. yüksekliğinde alçak bir ahırı (dam) çevreleyen duvarlar üzerine tomruklar konulup kalın tahtalardan zemin oluşturulur. Üst kat 5*10cm.Genişliğinde ve 2 m. Uzunluğunda kalasların (Geydana) yan yana dikine dizilerek veya 20cm. aralıklı geometrik şekilli dizilip aralarına taşların doldurulması ile yapılır. Bundan başka taştan yapılan birinci kat üzerine kalın çam ağacı tomruklarının üst üste konulması ve köşe kenarlarından tomrukların uçlarının birbirlerini tutan tamamı ağaç evler yapılmıştır. Evlerin üst katlarında hayvansal gıdaların hazırlanmasında kullanılan bir ocak(şömine), sütlük (raf), ve yatacak için bir sedir bulunmaktadır. Banyo düşünülmemiş tuvalet için ise ahır(dam) veya açık alan kullanılmıştır. Köy evlerinde düzenli bir yaşantısı olan halkın, Köye 6 km. uzaklığında olan yaylaya akşam gidip gece konaklayarak sabah geri köye gelme şeklinde uygulama bulan gelenek bu düzenli ve temiz yaşam kültürünü orada sürdürmesine engel olmuştur. Yolculuk, edep görülerek ayıp sayıldığından genç kadın ve kızlar yaya olarak, köy sınırı sayılan orman içerisinde ise yaşlı kadınlar (elli yaşı üstü) genellikle eşek üstünde yapılmıştır. At sadece binek hayvanı olarak erkeklerin hizmetindedir. Atarabası kullanımı hiç yapılmamıştır. Erkek ve kadın gurupları arasında 10 metre aralıkla yaya olarak yolculuk yapılmakta sadece akşam gidişlerde kadınlar tek başına değil yanlızca toplu olarak mani veya türkü söyleyebilmektedirler.
Hayvancılığın geçim kaynağı olduğu dönemde koyun beslenmesi genelleşmiş olup az da olsa Tiftik Keçisi küçük baş olarak, büyükbaş hayvan olarak ise çoğunlukla yerli cins inek ile az sayıda kömüş(manda) beslenmiştir. Yerli ırk inekler genellikle ufak yapılı, siyah derili ve çatal boynozludur. Canlı olarak ağırlıkları100 ile 200 kiloğram’dır. Et ve süt verimi düşük olmasına rağmen beslenmesi yönünden doğa şartlarına çok dayanıklıdır. Şimdi ise bu ırk kaybolmakta, melezleştirilmektedir. Öküz’lerin (erkek) ağırlıkları 500 kğ mı bulmaktadır. Bu erkek hayvanlar (dana) güçlü olabilmeleri için enenerek (iğdiş) erkeklikleri giderilmiştir. Kanatlı hayvanlardan ise tavuk beslenmekte hindi, kaz, ve ördek gibi kanatlılar beslenmemiştir. Yük ve binek hayvanı olarak at ile eşek(merkep) beslenmiş katır ile deve beslenmemiştir. Hayvan yemi olarak araziden tıpan ve orak ile biçilen otlar ile buğday ve arpa saplarının 1metre eninde.2 metre boyunda düz kalastan yapılan altında çakmak taşları bulunan ve iki öküzün çektiği Düven(Döğen) ile sürülen samanlar, Öküz ve kömüş’lerin (manda) koşulduğu İki tekerli kağnı veya dört tekerli öküz arabası ile kışlık için ahıra yakın meyilli bir arazi üzerine taştan veya ağaçtan yapılmış olan bina’ya(samanlık) taşınır.Ayrıca gazel(kavak yaprağı), çiğirdük (kavak veya söğüt ağaçlarının tomucuk dalları), soymuk(söğüt ağacının ince dal kabukları), meşe yaprakları da hayvan yiyeceği olarak samanlığa konur.
Açık küçükbaş veya büyükbaş sürü ile kapalı büyükbaş besi Hayvancılığına daha uygun olan arazi yapısı maalesef değerlendirilememiştir. Küçük baş hayvan hiç beslenmemektedir.Tahıl yetiştirimine uygun arazi ise azdır. Bugün tahıl türünün hiçbirisinin ekimi yapılmamaktadır. İklimi sebze ve meyve yetiştirilmesini toprak yapısının uygun olmasına rağmen ekimlerin gözlem ve geleneklere dayalı yapılması engellemekte, günümüzde de bilimsel çalışmalar sonucu belirlenmiş olan ve ilgili kurumların uygulamaya çalıştıkları bahçe ve tarla ziraati konusundaki değerlendirmelerde eğitim düzeyine bağlı olarak dikkate alınmamaktadır. Ancak Ankara’nın başkent ve yakın olması geçim kaynağı olarak, iş ve ikamet için genç nufusunun tam..... cazip olmuştur. Orta düzey eğitimlisi az Yüksek eğitimlisi çok az ve eğitimsizleri çok fazla olan nufusun çoğunluğu alt düzey memurdur. Esnaflık veya işçi’lik yapan sayısı yok denecek kadar az dır. Tüccar olan hiç yoktur. Eğitim gelişiminin düşük olması nufusun gelirini de etkilemektedir. Köy ile ilişiklerinin yaşamları boyunca devam etmesi sonucunda emekli olanlar az olan birikimlerinin tamamını genellikle ikametleri için ev yapımına harcamaktadır.Bunun nedeni ise alışkın oldukları özgür doğa yaşamlarına yeniden başlamak ve ölümleri halinde mutlaka köy mezarlığına gömülme geleneğinin beyinlerde yerleşmiş olmasıdır. Dini bayramlarda ve cenazelerde kalabalık halde yapılan mezarlık ziyaretleri , düğün , bayram veya cenaze gibi sosyal olaylar ile her kısa ve uzun tatil dönemlerinde gerek yaşlıların işlerinde yardımcı olmak gerekse dinlenme amaçlı her fırsatta bireylerin geliş ve gidişleri nedeniyle oluşan köylü- kentli yaşantıları bu duygunun gelişmesine etken olmaktadır.
Binaların pencereleri genelde güney yönünü hedeflemiştir. Arazi yükseltili olması köyün seyir manzarasını güney olarak belirlemiştir. Bina yapım tarzı, orman ve iklim bölgesi Karadeniz ile bağıntılı olarak etkilenmiştir .Binalar, alt katı taştan olmak üzere iki katlıdır. Girişi tek kapıdan olup içten merdiven ile üst kata çıkılmaktadır. Birinci taş olan kısımda kışın soğuk günlerinde kullanılmak üzere bir oda (taban oda) ile büyükbaş hayvan ahırı (dam) onun üzerinde küçükbaş hayvan için alçak bir ahır (salak’ ta denir.150cm. yükseklikte) odun konulacak alan ile üst kat merdiveni bulunur. Üst katta yemek ve ekmek pişirmek ile günlük oturmada kullanılan bir oda ile beraber birbirinden bağımsız dört oda bulunmaktadır. Bu odalarda ev halkı ile misafirlerinde kullanabileceği banyo dolapları içinde ıbrık (Gusulhane) ile tahtadan yapılmış oturma ve yatmada kullanılan 100cm. genişliğinde ve yarım metre yüksekliğinde uzun tahtadan yapılmış sedirler, yatak ve yorganların konulduğu kapalı (Yüklük) ile anlık ihtiyacı giderecek özel malzemelerinde konulabileceği bir cephe duvarı kaplayan işlemeli ahşaptan yapılmış dolaplar bulunmaktadır. Bu katta iki cepheye bakan en az iki balkon (Kaş) ile bina cephe dışına 150cm.çıkma yapılarak oluşturulan tuvalet ve banyo bulunmaktadır. Binalarda taş, ağaç ve kiremit (Önceleri çatılarda kalaslardan yapılan mertek) kullanılmıştır. 80cm. genişliğin de ve 3 metre yüksekliğinde iri yontma blok taşlardan yapılmış genellikle kare şeklindeki avlu’nun (giriş alanı) duvarları üzerine kalın ağaç tomruklar kiriş olarak 75 cm. aralıklarla yerleştirilip tahta döşenerek ikinci kat zemini oluşturulur. Dış ve iç cephe duvarları 5cm.*10cm. ebadında kalaslar geometrik şekilde 15cm. aralıklarla çakılan ağaç kalasların aralarının 10cm. lik taş veya tuğlaların çamurla örülmesi ve yapılan duvarların iç cephesi, yörede ender bulunan killi beyaz toprak (Yağla) ile sıvanması sonucunda yapılır. Duvar kalınlıklarının ince olması nedeniyle uzun kış aylarında evin ısınma sorununu oluşturur. Orman bölgesi olmasından kaynaklanan ısınma maddesi yakacağın tek odun olarak düşünülmesi ve uygulanması bölgede yetişen çam ve meşe ağaçlarının azalmalarına etken olmuştur. Bu evlere örnek olabilecek Mustafa Baykal(Baygal) Ahmet Bozdoğan, Osman Bektaş(Hakkıgil) ,Tevfik Çiçek,Osman Nezir, Veysel Nezir Şeref Nezir,Fazlı Bozkurt, Mehmetali Çiçek, Osman Bediz, Veysel Akyüz, ya ait kullanılmayan yaklaşık 10 adet ev bulunmaktadır.bunlar Çatma ev için şimdi örnek bulunmamaktadır(İpeş Kaz’a ait ev vardı). Bu ev tipi taş duvarlardan oluşan birinci kat üzerine kalın çam ağacı tomruklarının üst üste konulması ve köşe kenarlarından tomrukların uçlarının birbirlerini tutması ile yapılmıştır. İki katlı evin duvarlarının tamamının blok taşlardan yontularak yapılmış olanı da vardır. Taş işçiliği beden gücü gerektirdiğinden bu tür bina yapımını engellemiştir. Buna tek örnek Durali Bozdoğan’a ait evdir.
Kaynak= Baykal R.**Yaşam Tarzı İncelemeleri-2006** _eski evler_   _yaylamız_  eski çatma eve örnek (hasan çırak) Işık Dağı  KIZILCAHAMAM TARİHÇESİ....
 ATATÜRK`ün Kızılcahamam ziyareti  kızılcahamam 1930 Tarih ve yerleşim Kızılcahamam Ankara’ ya 80 km. mesafede, Ankara- İstanbul karayolu üzerinde, 16.000 nüfuslu, çam ormanları, şifalı suları, kekik ve çam balı, modern turistik tesisleri ile eskiden beri başkentin akciğeri ve su deposu olarak bilinir. Ulaşım, Ankara Bentderesi ve Kızılcahamam’ daki terminallerden her 15 dakikada bir hareket eden otobüslerle sağlanır.  İlçemiz, eşsiz tabii güzelliği, bol su kaynakları ve kuzey ile güneyi bağlayan Kargasekmez ve Azaphane geçitleri ile antik çağlardan beri yerleşim için bir cazibe merkezi olmuştur. İlçemiz Başköy Kalesi, Mahkeme Ağacin ve Alicin kanyonu kilise mağaraları, Akdoğan Köyü kazıları, Saray köyü Roma harabesi, Seyhamamı’ ndaki eski kilise, İlçe tarihinin ilkçağlara kadar uzandığını, o devirlerde önemli bir yerleşim yeri olduğu konusunda bir fikir veriyor. Yapılan araştırmalarda Çeştepe köyünün Paleolotik devirde ( En az 10.000 yıl önce) yerleşim yeri olduğu görülüyor. Ayrıca İnceğiz ve Çeltikçikale de antik çağın önemli birer yerleşim yeridir. M.Ö. 2. Bin yıl başlarında, Hititler Ankara ve çevresine hâkim olmuşlardır. Prof. Dr. Muzaffer Şenyürek’in yaptığı araştırma ve kazı bulgularından, Hititlerin bölgede ve Kirmir vadisi tabanında yaşamış oldukları tesbit edilmiştir. M.Ö. 547’de kurulan Lidya hakimiyetinden sonra Galatlar M.Ö 281 den itibaren Ankara ve çevresinde hakimiyet kurarlar. Bu devirde Yabanâbad, merkezi Gangra (Çankırı) olan Paflagonya Eyaleti içindedir. M. S. 7. asırdan itibaren Araplar’ ın İstanbul’a düzenledikleri seferler sırasında, Ankara ve Yabanabad’dan (Kargasekmez, Azaphane ve Kirmir vadisi) geçmek gerektiğinden, bölge Malazgirt Zaferi’ne kadar Bizans ve Araplar arasında sürekli el değiştirmiştir. Türkler 1071 Malazgirt Zaferi ile hiç direnç görmeden (1073) Ankara ve çevresine ulaşırlar. Bu zaferin arkasından Buhara ve Semerkant gibi ilim ve kültür merkezlerinden gelen ve “Horasan Erenleri” sayesinde Anadolu kısa zamanda Türk ülkesi haline gelmiştir. Yabanabad ise 1197 de Devrek ve çevresinin fethi sırasında Selçuklu hakimiyetine girmiştir. Üzerinde yaşadığımız yerlere Anadolu ismi , mutasavvıf Derviş Gâzilerce verilmiştir. Bu Derviş Gâzi’lerden biri, Taşlıca Köyü’müzde türbeleri bulunan Kırgız Ebe ve oğlu Oruç Gâzi’dir. Anadolu Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat (1220-1237) ordusu ile seferde iken yolu üzerindeki Taşlıca’ya uğrar ve burada Kırgız Ebe’nin, askerlere ayran ikrâm ettiği sırada gösterdiği keramet karşılığı, Kırgız Ebe’nin dileği üzerine buraları onun evlatlarına yurtluk olarak bağışlar. Bu dönemlerde Ankara ve Kastamonu çevresine dağınık halde 100.000 çadırlık (=400. 000 kişi) Kayı Türkmen topluluğu yerleştirilmiştir. Oğuz aşiretleri iskân edildikleri yerlere kendi soyları ile ilgili isimler vermeye başladılar. Çevredeki köylerden Kınık, İğmir, Iğdır, biraz daha ilerlerde Kızık, Çamlıdere’de Peçenek, Bayındır, Çubuk’da Çavundur, Ayaş’da Bayat gibi köyler Oğuz boyu isimlerini taşımaktadır. “Yabanâbad” adını ilk ne zaman aldığı bilinmemekler beraber, 1423 tarihli ilk tahrirde zikredilen “Yabanova” adının Selçuklular’dan intikal etmiştir. Ankara Savaşı’nda (1402), Osmanlı Hükümdarı Yıldırım Bayezid’in, ordusu ile, Yıldırım Ormanları’nda otağ kurduğunu, Timur’un fillerini Işık Dağı ‘nda sakladığı belirtilir. Bu savaşta Osmanlı ordusundaki Rumeli kuvvetleri içindeki Çıtak boyu Türkleri’ nin, savaşdan sonra geri dönmeyip bölgede yerleşmiş olmaları ve bu günkü Çıtak kökünün temelini teşkil etmiş olmaları kuvvetle muhtemeldir. Bu yüzden bölge halkı Çıtak olarak anılır. Bu dönemde Yabanâbad’ın kuzey (Güvem) bölgesi, Candaroğlu İsfendiyar Bey tarafından oğulları Hızır Bey ve Kasım Bey arasında paylaştırılır. Bölgedeki Kasımlar ve Hıdırlar köylerinin isimleri o günlerin anısını taşır. Osmanlı arşiv belgelerinde “tabî-i Binari” ip ucuyla belirtilen “Ilısu” köyünden bahsediliyor. Bu Ilısu köyü muhtemelen Seyhamamı’ dır. XIII asır sonlarında Şeyh Ali Semerkandî de Yabanâbad’a gelir. Önce Çankırı Eskipazar ilçesi Şeyhler Köyü’ne, oradan Berçin Çatak köyümüze, daha sonra da Çamlıdere’ye yerleşir. Bu belde Şeyh’in yerleşmesinden sonra Ali Dede Şeyhler Kâriyesi olarak ün yapar. Şeyh’in kerâmetleri arasında “Sığırcık-veya çekirge- suyu vardır ki, Eskipazar Şeyhler Köyü’nde bulunan bu su, asırlarca zararlı haşarâta karşı kullanılmıştır.. Kanunî Sultan Süleyman devri (1520-1566) başları ve II.Selim devri (1566-1599) sonlarında yapılan sayımlardan anlaşılmaktadır ki, Yabanâbad XVI:Asırda en parlak devrini yaşamıştır. Nüfus ve üretime paralel olarak refah artmış, ekilebilir alanlar genişlemiştir. Şemseddin Sami Bey, Kâmus-u Alâm eserinde ilçemiz 175 köy ve (24.579 erkek, 24.675 erkek) 48.250 nüfusa ulaşmıştır. Ali Cevad Bey ise Memalik-î Osmaniyye’nin Tarih ve Coğrafya Lûgatı isimli eserinde bu bilgiye ilaveten 179 köy ve 8.179 hane bulunduğundan bahseder. 1915 yılı öncesi Pazar köyünde olan ilçe merkezi, bu tarihte kaymakama yapılan bir haksızlık üzerine Kızılcahamam’ a taşınır. O yıllarda Ahiler köyünün bir otlağı ve çayırlığı görünümündeki ilçede bir hamam ve bir handan başka bir iki de mandıra bulunuyordu. Sonradan belediye başkanlarının ilçe merkezinde ikamet ettirmeyi özendirici çare ve tedbirler uygulamışlarsa daiskân ağır yürümüştür. Büyük oranda Çamlıdere’den olmak üzere yakındaki Akdoğan- Üçbaş- Taşlıca- Bayır- Karacaören- Saraycık-Kızılcaören-Doğanözü-Uğurlu köylerinden gelenlerle bir miktar nüfus artışı olmuştur
Seyhamamı >>> Kızılcahamam’a 18, Güvem’e 3 Km uzaklıkdaki Seyhamamı Kaplıcaları’nın, Haçlı Seferleri sırasında, Alman Orduları tarafından yaptırıldığı söyleniyor. Eski ismi Kilise olan köye ismini veren eski Bizans kilisesi Candaroğlu beylerinden İskender Bey zamanında (XV.asrın ikinci yarısı) yıkılmış ve aynı yere bir cami inşa edilmiştir. Bu cami birkaç defa restorasyon geçirdiği halde, orijinal şekliyle hala ayakta ve ziyarete açık. Osmanlı Alimi Ali Cevad , Seyhamamı’ndan, “Sek Hamamı” diye bahseder. 1943 Çerkeş depremi sırasında Seyhamamı tesisler harap olunca sonunda ufak bir tamiratla yeniden kullanılır hale gelmesi sağlanmış ve uzun yıllar ilkel bir şekilde kalmıştır. Mülkiyeti Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne ait olan kaplıcaları şu an özel teşebbüs işletiyor ve sularının vasıfları itibarıyla Kızılcahamam Kaplıcaları seviyesindedir. Yolu ve elektriği de bulunmasına rağmen kanalizasyonu yoktur ve konaklama ve kür tesisleri yeterli değildir. 1990 sonrası iki katlı bir otel yapılabilmiştir. Ankara-İstanbul Karayolu’na çok yakın bir yerde bulunan Seyhamamı ve yakın çevresinin Jeolojik-Hidrolojik etüdleri ile 1/1000 ölçekli imar plânı yapılmıştır. Ayrıca,Turizm Bakanlığı’nca 1988 de Seyhamamı’nın Ankara’ nın önde gelen bir kaplıca şehri olması projesi, teklif edilmiştir. Anadolu Efsanesi (kırmızı ebe) RESİMLER
_Köyümüz Resimleri_







 
  (köy odası) _Yaylamız Resimleri_




_Kızılcahamam Genel Görünüm_
   kış manzarası-1

  kış manzarası-2  karagöl-yağcıhüseyin köyü
  yerel giysili kzılcahamamlı yaşlı ebemiz </IMG>
 oruc_gazi_turbesi
  ülkemize ANADOLU adını veren kırmızı ebe`nin türbesi alıntıdır. |